Homeros'un 'Ebedi mavilikler ülkesi' dediği ve bir diğer Bodrumlu Cevat
Şakir'in de 'başka yerde olup nur içinde yatılacağına burada nur içinde
yaşanır' demesi boşuna değildir. Tarih boyunca, önceki adıyla
Halikarnassos, sonra da Bodrum, paylaşılamayan ve uğrunda hep
mücadele edilen bir yer olmuştur. Bodrum, doğu ve batı limanlarının
birleşmesinden meydana gelen yarımada üzerinde yükselen kalesi ve iki
limanın kıyılarına dizilmiş bembeyaz evleri, gümbetleri ve denize inen
daracık sokakları şöhreti dünyaya yayılmış yatları, tersaneleri ile
ünlü bir yöredir.
Bugün Bodrum, bir tatil yöresinden beklenen tüm unsurları bünyesinde
toplamış, yaz-kış yaşanabilecek önemli bir turizm merkezidir. Dünyanın
dört bir yanından gelen zengin yatçılardan kısıtlı bütçesiyle bir
pansiyonda uzun yaz tatili geçirebilen gelir gruplarına kadar tüm
kesimlerin beklentisini karşılayacak donanıma sahiptir.
Tarihçe: Bodrum geçmişte bir çok uygarlığa beşiklik etmiştir. Çağlar
boyunca Ege adalarından gelenlerin sayısız istilasına uğrayan Bodrum,
Akdeniz'de hakimiyet kurmak isteyenler için önemli bir merkez olmuştur.
Ionia ile Likia arasında kalan bölgede diğerlerine göre daha küçük olan
Karya (Karia) yer alır. Halikarnassos, (Bodrum) Karya'nin önemli
şehirlerinden birisi oldu. Bölge tarihçi Heredot'u, tarihin ilk kadın
amirali olan I. Artemisia ve onun kadar başarılı amiral olan II.
Artemisia'yi, Leachares, Shepas gibi sanatçıları yetiştirmiştir.
Bodrum tarih boyunca Preslerin Makedon'ların, Roma Imparatorluğunun ve
Bizans'ın egemenliği altına girmiştir. Bizans, 1071 yılında
Malazgirt'te Selçuklu Sultanı Alpaslan'a yenilmesinden sonra Anadolu
hakimiyetini kaybetmiştir. Osmanlı hükümdarı Mehmet Çelebi tarafından
1415 yılında Halikarnassos'a yerleştirmiştir. Rodos Şövalyeleri, bu
günkü Bodrum Kalesini inşa ederek yörede egemenlik kurmuşlardır.
Akdeniz'i bir Türk gölü haline getiren Kanuni Sultan Süleyman 1522
yılında düzenlediği Rodos Seferinde Rodos ile birlikte Bodrum'u da
Osmanlı topraklarına katmıştır.
Bodrum'da Tarihin Zenginliği
"Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin, senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler..."
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı böyle yazmıştı Bodrum için.
Türkiye'nin tatil yöreleri içinde hiç bir yer Bodrum kadar değişik bir
imaja sahip değildir. Herkesin ayrı bir Bodrum'u vardır. İsterseniz
Bodrum'u Türkiye'ye ve dünyaya tanıtan Halikarnas Balıkçısı'nın
Bodrum'u ile başlayalım:
"Eskiden evler, savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu.
Bunlara ev değil "kule" denirdi. Ama deniz özlemiyle, maviye imrenişten
ötürü yerlerinde duramayarak, çam kokan nalınlarıyla, tıngır mıngır
yokuş aşağı seğirtmişler; iki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca
dizilmişler. Arkada kalanlar ayak uçlarına kalkarak kızkardeşlerinin
omuzları üzerinden denize bakakalmışlar. Kimi cesur evler de denize
dalıp kayık olmuşlar ve dalgalar üzerinde oynaya güle, karadaki pısırık
kızkardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin,
bir de mandalin bahçelerinin sıkı fıkı akrabalığı vardır. Denizde gidip
gelmekten usanan kayıklar ya ev ya da mandalin bahçesi olurlar."
Görüp yaşamayana, Bodrum'u tanımayana yalan gelebilir ama Cevat Şakir'in dedikleri aynıyla vakidir, inanın.
Bodrum ülkemizin adından en çok söz edilen tatil yörelerindendir.
Bodrum'u tanıtan Halikarnas Balıkçısı ve onun Bodrum'a sevdalandırdığı
aydınlarımızın, Bodrum'u mesken tutup yılın büyük bölümünü ya da tümünü
orada geçiren yazar-çizerlerimizin bu ünde büyük payları vardır. Selim
İleri'nin, Vedat Türkali'nin ve daha nice yazarımızın romanları,
hikayeleri vardır Bodrum'da geçen. Ünü gittikçe artan, ünü arttıkça
kalabalığı da artan Bodrum'da bildiğiniz bir şairimize, yazarımıza ya
da ressamımıza rastlarsınız mutlaka bir yerlerde.
Ama elbette sadece buradan gelmiyor ünü. Bodrum'un engin yürekli
süngercileri, denizlere sevdalı kaptanları, balıkçıları, beyaz badanalı
evleri, evlerin duvarlarına sarılmış mor çiçekli begonvilleri, içinde
olmasa da çevresindeki pırıl pırıl koyları ve en çok da gündoğumuna
doğru uzayıp giden geceleri ününe ün katıyor Bodrum'un.
Bodrum yalnızca dinlenilecek bir yer değildir. Tatile mutlaka eğlence
katılır. Bodrum tatilinde gün ikiye bölünür. Gündüz masmavi bir koyda
denize girilir, parlak güneşin yakıcılığına bırakılır bedenler, yani
dinlenilir de geceye hazırlanılır. Gün batıp da yıldızlar gökyüzünü
süslediğinde yeni bir hayatın çağrısı duyulur. Bu çağrıya kulak tıkamak
mümkün değildir. Bodrum gecesinin çağrısıdır bu. Dostlukların,
düşlerin, aşkların çağrısına kim karşı koyabilir? Hele bir de dolunay
süslüyorsa gökyüzünü!..
Kıyı boyunda, çevre köylerde ve koylarda, beyaz badanalı evlerin
kıyısına dizildiği sokaklarda, yamaçlarda lokantalar geceye hazırdır.
Usta balıkçıların ağlarına, oltalarına paçayı kaptırmış balıklar
buzlara yatırılmıştır. Orfozlar, renkli skaroslar, midye dolmaları,
kalamarlar ve mutlaka ahtapotlar!.. Bodrum'da rakı sofrası kurulmuşsa
ahtapot salatası olmazsa olmaz. Ahtapotlarından mı, pişiren ustalardan
mıdır bilinmez ama öyledir.
Bodrum'da herkes kendi gönlüne göre bir yer bulur akşamı geçirecek.
Balıkçı meyhanesi de vardır, pizzacı da. Fasıl geçilen yer de vardır,
rock müzik de. Barlar Sokağı, Cumhuriyet Caddesi, Neyzen Tevfik
Caddesi, Azmakbaşı; kısacası her yer barlarla, meyhanelerle doludur.
Seçim sizin.
Bodrum'da tarihin zenginliği
Bodrum sadece deniz ve güneş değildir, sadece renkli geceler de
değildir. İnsanoğlunun Bodrum'daki macerasının 3000 yıla uzanan bir
tarihi var. Bodrum'lu Tarihçi Herodot kentin MÖ. 1000 yıllarında Dorlar
tarafından bugün kalenin bulunduğu yerde kurulduğunu yazıyor. O zaman
burası adaymış.
Halikarnassos en parlak dönemini MÖ. IV. yy'da yaşamış. Burayı Karya
başkenti yapan Mausolos'un 24 yıl süren yönetiminde dünyanın yedi
harikasından biri sayılan ve günümüze ancak temelleri ulaşabilen
muhteşem Mausoleion anıtının yapımına başlanmıştı. Onun ölümünden sonra
hem karısı, hem de kızkardeşi olan II. Artemisia anıt mezarın yapımını
sürdürdü. O da tamamlayamadan ölünce sanatçılar kendi olanaklarıyla
anıtı tamamladılar. 36 sütunla çevrili İon tarzı tapınak bölümü, onun
üzerinde 24 basamaklı piramix ve en üstte atlı bir araba ile Mausolos
ve Artemisia'nın mermer heykellerinden oluşan 42 metrelik muhteşem bir
eser ortaya çıktı. Heykeller ve bazı kabartmalar bugün British
Museum'dadır. Kaçırılmamış, padişahın izniyle götürülmüştür.
Artemisia ölünce yerine İdrius, ondan sonra da Prenses Ada başa geçmiş.
Küçük kardeşi tarafından tahttan indirilen Ada kente hakim olan
İskender (MÖ. 334) tarafından tekrar tahta çıkarılmıştır.
(Ada'yı Bodrum Kalesi'nde ziyaret edeceğiz.)
BODRUM KALESİ
İskender'den sonra bölge Lysimachos'un (MÖ. 301), sonra
Ptolemaios'ların egemenliğine girmiş. MÖ. 189'da Rodos, 167'de Bergama
Krallığı'na bağlanmış, MS. IV. yy'da Karia döneminde Piskoposluk
Merkezi haline gelmiştir. 1274'de Menteşe Beyliği bu bölgede kurulmuş
ve Kanuni Süleyman zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Eski kent bütünüyle bugünkü yerleşimin altında kaldığı için fazla bir
şey ortaya çıkarılamamıştır. Bodrum'un üst tarafından geçen karayolunun
yanındaki tepede
bulunan ve restore edilen tiyatro da Maussollos döneminde yapılmıştı.
Kent surlarının bir kısmı Gümbet yolundaki Myndos kapısında
görülebilmektedir. Kentin simgesi sayılan Kale'nin gördüğümüz sonuncusu
Saint Jean Şovalyeleri tarafından Sultan Çelebi Mehmet'in izniyle
yapılmıştır. 1402'de yapımına başlanan kaleye zamanla eklemeler
yapılmıştır. Bir depremle yıkılan Mausolleion'un kalıntıları kalede
yapı taşı olarak kullanılmışlardı. Kalenin kuleleri yapılışlarına göre
Fransız, İtalyan, Alman, İspanyol ve İngiliz Kulesi olarak
adlandırılırlar. Kale bugün müze olarak düzenlenmiştir. Ülkemizin ilk
ve tek sualtı müzesi buradadır.
Bodrum Yarımadasının Antik Yerleşimleri
Halikarnassos'tan başka yarımadada en az 12 antik kent daha var.
Bu kentler sırasıyla Pedasa, Telmissos (Gürece), Termera ve Aspat
kalesi, Müsgebi (Ortakent), eski ve yeni Myndos, Uranion, Madnasa,
Sibda(Side), Yeni Karyanda, Syangela, Theangela, Kindye(Sığırtmaç),
Eski Karyanda ve Bargylia'dır.
Bunların büyük bölümü Leleg yerleşimleridir. Halikarnassos kralı 2.
Mausolos döneminde bu yerleşimlerin altısının halkı Halikarnassos'a
göçe zorlanmış, eski Myndos ve Syangela ise farklı yerlerde Helenistik
düzende yeniden kurulmuştur. Böylelikle dağınık ve güçsüz kentçikler
yerine güçlü ve mamur bir Halicarnassos yaratılması sağlanmıştır.
Bargylia dışındaki yerleşimlerde bugüne ulaşan kalıntılar genellikle
sur ve burç parçalarıdır. Yerleşimler genellikle dağlık tepelik
yerlerdedir ve yorucu bir tırmanışı gerektirir. Arkeolojiye meraklı
olanlar ile zaman ayırıp doğada yürüyüş ve keşif keyfi yaşamak
isteyenlere önerilir. Kalıntılardan çok çevreye hakim manzaranın
etkileyici olduğunu not edelim.(Bu yerleşimleri de içine alan yürüyüş
parkurları için Bodrum rehber sayfalarında, Bodrum Çevresinde Yürüyüş
Parkurları yazısına bakınız.)
Pedasa, Bodrum'dan kuş uçuşu 4 km kuzeyde, ormanla kaplı tepelerden
birindedir. Yol olmadığı için ancak yürüyerek ulaşılabilir. Meraklısına
keyifli bir yürüyüş ve olağanüstü keşif olanağı sunacaktır bu gezi.
Kalıntılar tepede 150 metre çapındaki bir daire içinde izlenebilir.
Genellikle sur ve iç kale kalıntılarıdır bunlar. Alanın güney ve
güneydoğusuna düşen yamaçlarda ise Leleg'lere özgü türbe biçimli
mezarlar görülecektir.
Telmissos, Bodrum-Turgutreis yolu üzerinde Ortakent'i geçtikten 3 km
sonra, Gümüşlük sapağından 2 km önce Gürece köyündedir ve kalıntıların
bulunduğu tepe anayolun kuzeyine düşer. Tepede Helenistik dönem burç
kalıntıları izlenir. Tarihçi Heredot, Telmissos'ta Apollon Tapınağı'nın
bulunduğunu, tapınağın bilicilikte oldukça ünlü olduğunu anlatır.
Tapınaktan bugüne iz kalmamış.
Ortakent'teki Müsgebi de bir Leleg yerleşimidir. Bu yerleşimin
nekropolisinde yapılan kazılarda, MÖ 15-13. yüzyıla tarihlenen Miken
çanak çömlekleri bulunmuştur.
Aspat kalesi Akyarlar Aspat koyuna bakan konik tepenin doruklarında,
Termera antik yerleşimi ise 2 km yukarıda Mandra köyünün 1 km
üzerindeki Asarlık Tepe'dedir. Aspat-Mandra köyü arasında yol yoktur.
Yürümek gerekir.
Ama Mandra köyüne Telmissos'un bulunduğu Gürece köyünden başlayan yolu
izleyerek araçla ulaşılabilir.
Termera kenti de diğer Leleg kentleri gibidir ve bugüne ulaşan kalıntı
yok denecek kadar azdır. Doruktaki iç kale tümüyle yıkılmış, alttaki
surların bir bölümü ise ayaktadır.
Eski Myndos'da bir Leleg kentidir. Kadıkalesi'nden 1 km içeride, Bozdağ
denen tepenin üzerindedir. Tepeye yol yoktur ve yürüyüş yaklaşık 1 saat
sürer. Tepede kentin surlarının ve kare planlı bir yapının
kalıntılarını bulacaksınız. Doruktan bugünkü Gümüşlük kentini ve
yarımadanın büyük bölümünü içine alan manzara son derece etkileyicidir.
Eski Myndos halkı, 2. Mausolos döneminde Yeni Myndos'a yerleştirilmiş.
GÜMÜŞLÜK
Yeni Myndos Gümüşlük köyü ile iç içedir. Kent Mausolos döneminden sonra
pek imar görmemiş, Roma egemenliğinde ise neredeyse unutulmuş olduğu
için, bugüne ulaşan kalıntılar diğer yarımada kentlerinde olduğu gibi
yok denecek kadar azdır. Kenti çevreleyen sur kalıntıları, Gümüşlük
karşısındaki adacıkta da izlenir.
Turgut Reis'ten çıkıpda Gümüşlük kavşağına ulaşıldığında ve kavşaktan
Gümüşlük'e doğru 1 km ilerlendiğinde yolun 50 metre kadar uzağında kaya
mezarları göze çarpar.
Yalıkavak'ın 3 km güneybatısında Geriş Köyü'nün üstündeki iki tepede,
adı Uranion olduğu sanılan Leleg yerleşiminin kalıntıları vardır.
Kıyıdaki tepenin üzerinde anıtsal mezar(Mausoleion) kalıntıları sur ve
burç kalıntıları, diğer tepede ise sur kalıntıları izlenebilir.
Türkbükü ve Gölköy'e hakim tepeliklerden birinde Madnasa (Kökpınar
Tepesi), diğerinde ise Sibda/Side (Karadağ) yerleşimleri bulunur. Her
iki yerleşimden de bugüne ulaşan kalıntılar akropolis'teki sur ve burç
kalıntıları ile etrafa dağılmış keramik çanak çömlek parçacıklarıdır.
Sibda için Yukarı Gölköy yolundan çıkıpda Belen köyüne araçla gelmek
gerekiyor. Belen'den başlayan yürüyüş 40 dakika sonra kilise ve kale
kalıntılarına ulaştırıyor önce. Sonra bir 40 dakika daha yürüyerek
Sibda kalıntılarının bulunduğu Karadağ zirvesine çıkılıyor. Kalıntılar
değil ama yarımadanın bu bölümünü ayaklar altına seren manzara çok
güzel.
Yarımadanın Gökova körfezi tarafında, Çiftlik köyüne bağlı Alazeytin
mahallesinin üzerindeki tepenin doruğunda, Syangela kenti kalıntıları
bulunur. Mahallenin bitiminden kalıntıların bulunduğu tepeye
zeytinlikler arasından geçen 20 dakikalık yürüyüşle çıkılır.
Bugüne ulaşan kalıntılar surlar, evler ve diğer yapılardır. Tepeden Gökova körfezi ve Orak adası görülür.
2. Mausolos'un Syangela halkını yerleştirmek için kurdurduğu Thaengela
ise Mumcular-Bodrum yolu üzerindeki Pınarlıbelen köyünün mahallesi
Etrim köyünün 1.5 km üzerindeki tepededir. Köyden tepeye olan patika
yol oldukça diktir ve yürüyüş zaman alır. Köyden rehber almakta yarar
vardır. Tepedeki kalıntılar bu kadar zahmete değer düzeyde değildir.
Ama spor olsun isterseniz, hava sıcak değilse ve zamanınız da varsa
böyle bir keşif ilgi çekici olabilir. Kentten bugüne ulaşan kalıntılar
arasında diğer Leleg kentlerinde olduğu gibi burç ve sur kalıntıları ön
plandadır. Helen uygarlığının izlerini de taşıyan kentte ayrıca Stadion
benzeri bir yapı, anıt mezarlar, kamu yapıları ve evler, kuyu ve
sarnıçlardan kalıntılar bulacaksınız.
BEÇİN KALESİ - MİLAS
Kndye: Milas-Bodrum karayolu üzerinde, Güllük sapağını geçtikten sonra
sağda, Kemikler köyü ile Sığırtmaç köyü arasındaki tepelik
alanlardadır. Anayola oldukça yakın olan tepelerde kaba duvar
parçalarından başka bir kalıntının bulunmadığı bu antik yerleşme Kndye
kentidir.
Sığırtmaç köyünden Güllük körfezine yönelindiğinde, Varvil koyuna
uzanan yarımadanın ucunda Bargylia antik yerleşimine ulaşılır.
Kalıntıların bulunduğu alan anayola 4 km uzaklıktadır. Arazi aracıyla
ulaşılabilir. Güllük'ten tekneyle gelmek daha kolaydır.
Helen ve Roma uygarlıklarının etkisinde oldukça parlak bir dönem
geçiren Bargylia'da sütunları ve duvarları etrafa dağılmış Roma
Tapınağı, kabartmalı bir sunak, ancak küçük bölümü bugüne ulaşan
tiyatro, sütun dayanakları kalmış bir stoa kalıntısı, Roma dönemi su
kemerlerinden küçük bir parça, kent surları, ilkçağ mezarlığı
izlenebilir.
Güvercinlik karşısındaki Salih Adası üzerinde Karyanda kentine ait
olduğu ileri sürülen kalıntılardan söz ediliyor. Yeni Karyanda'nın ise
bugünkü Gölköy'de olduğu iddia ediliyor. Ama her iki yerleşimi de
kanıtlayacak kalıntıları görebilmek mümkün değil.
HALİKARNAS
Halikarnassos, şimdiki kalenin bulunduğu yarımada üstünde Zephyria
adında küçük bir kentçiğin yerinde gelişmiştir. Kurucusu Troezenli
Poseidon oğlu Anthes'tir. Aioller, İyonlar ve ardından güney Ege
kıyılarına gelen Dorlar yörede altı kent ile birlik oluşturmuşlardı.
Halikarnassos'un büyümesi Karya satrapı Mausollos döneminde olmuştur.
Liman kentlerinin getirdiği olanakları bilen Mausollos, surlarla
çevirttiği kenti Hellen geleneklerine göre oluşturdu. Roma çağında uzun
süredir hiç deprem yüzü görmemiş olmakla övünen Halikarnassos, tarihçi
Herodotos'un doğum yeridir. 1291 yılında bölgeyi elegeçiren Menteşe
Türkleri'nin ardından Osmanlı döneminde, 1424 yılında, Bodrum Menteşe
sancağının sınırları içinde kaldı.
Mausolleion: Karya satrapı Mausollos'un ölümüyle eşi
ve kızkardeşi Artemisia tarafından İ.Ö. 350 yılında yaptırtılan anıt
mezarın mimarı Pytheos idi. Halikarnassos'un orta yerinde geniş bir
arazi üstünde yükselen yapı, kaide kesiminde heykellerle bezeliydi.
İyon sütunlarından oluşan orta kesiminin duvarları da kabartma dizileri
ile zenginleştirilmişti. Piramitin tepe noktasında ise bir dört atlı
araba, arabanın üstünde iki figür durmaktaydı. Ünlü yontucular, Skopas,
Leokhares, Bryaksis ve Timotheos kabartma ve heykelerin yontulmasında
çalışmışlardı. Görüldüğü gibi kent sanat açısından bir zirve yaşamış,
ortaya çıkan anıtyapı tüm dillere "mozole" biçimiyle girmiştir.
Mausollos, yakılan dev bir ateşte kül haline gelmiş, mezar odasına
çeşitli armağanlar konduktan sonra kapısı dev bir taşla örtülmüştü.
Mezarın giriş basamaklarında ise son yolculuğa uğurlanırken kesilen
kurbanların kemikleri bulundu. Yapıyı taş ocağı gibi kullanan Rodos
şövalyeleri, St. Peter/Bodrum kalesini inşa ettiler. 1857'de British
Museum adına kazı yapan Sir Charles Newton ise kalanları derledi, adı
geçen müzeye taşıdı. Son yıllarda modern araştırma ve kazılar
Danimarkalı Christian Jeppesen tarafından yürütülmüş, ele geçen
bulgular yapının yakınındaki müzede sergilenmeye başlamıştır.
Mausolleion, eski Gümüşlük yolu üstünde, Tepecik camiinden içeriye
dönen sokağın sonunda yeralır.
GULET
BODRUM GULETLERİ
Bodrum, tarihten bugüne denizcilikte hep ön sıralarda olmuş.
Belki bu nedenle, Türkiye'nin tek önemli su altı ve batık müzesi Bodrum'da, kalede yer alıyor.
Müzenin en önemli parçası ise bir batık ahşap tekne. Batık bir ticaret
gemisine ait. Temsili maket, batığın yüküne de yer vermiş.
Bu topraklar, ünlü kaptanlar yetiştirmiş. Karyandalı (Gündoğan) kaptan
Skylax, tarihçi Heredot'a göre Pers donanmasına uzun yıllar kaptanlık
etmiş. Yunanlılara karşı nice zaferler kazanmış. Akdenizle yetinmemiş
Hint okyanusuna kadar ulaşmış. Akdeniz ve diğer denizler üzerine
notları diğer denizcilere ışık tutmuş. Bu notlarla "Skylax'ın
Sınırları" adı altında dünyada bilinen ilk navigasyon kitabı
oluşturulmuş. Büyük İskender bu notlar ışığında yönetmiş donanmasını.
Sonra Turgut Reis çıkmış. Bodrum'un Karatoprak köyünde(bugünkü Turgut
reis) çobanlıktan Osmanlı donanmasının kaptanlığına kadar yükselmiş.
Yarımadanın hemen her koyu, Bodrum'lu ustaların el emeği göz nuru ahşap
tekne yapım yeri olarak tersanelere ev sahipliği yapmış. İçmeler,
Çiftlik, Tavşan Burnu, Gündoğan, hatta Gümüşlük ve Yalıkavak
sayılabilir bu yerler arasında. Bir bölümünde., mesela İçmeler'de
tersaneler bugün de faaliyette.
Bodrum'un ilk sahiplerinden Karyalıların tirhandil teknelerinden
evrilerek bugüne gelen guletler, bugün hem Türkiye ve hem de dünya
denizlerinde boy gösteriyor.
Guletler önceleri balık ve sünger avcılığında kullanılıyordu. Korsan
gemilerine karşı hızlı, manevra yeteneklerinin üstün olması nedeniyle
Antillerde de boy gösterdiler. Gulet tipi tekneler seyir yaptıkları
denizlere göre de farklılaştı. Karadenizde daha çok yük taşımacılığında
kullanılmak üzere küpeşteleri yükseltildi. Bodrum guletleri sünger ve
balık avcılığında kullanıldığı için küpeşteleri suya yakındı.
Ekonomi değişti, turizm ön plana çıktı, dünyanın en güzel koylarında dünyanın en güzel ahşap tekneleri turist taşımaya başladı.
Turizm geliştikçe guletler de gelişti, boyları büyüdü. Konforları
arttı. Her kamaraya banyo tuvalet kondu. Klimalı, minibarlı, geniş
yataklı kamaralar yapıldı.
BODRUM SUALTI MÜZESİ SALONLARINDA ÖNEMLİ SERGİLER GENÇ ÇAĞ BATIĞI
BODRUM KALESİ - SUALTI ARKEOLOJİ MÜZESİ
Bodrum Yarımadası açıklarında, Yassıada batığı buluntularının
sergilendiği salonda,söz konusu geminin bire bir maketi üstünde
dolaşmak olanaklıdır. İ.S.6.Yüzyıla tarihlenen gemide amphoralara
doldurulmuş şarap taşınıyordu. Yapılan kazılar sırasında gemi
ambarındaki yemek kapları,yemek kalıntıları ve gemicilik eşyaları ele
geçmiştir. Gemide bulunan tüm demir nesneler,deniz tuzunun etkisiyle
çürüdüklerinden bu türden kavkıların içlerine doldurulan kauçuk
nitelikleri anlaşılabilmiştir.
Sergilenen tüm demir nesneler aslında kauçuk kalıplardır. Geminin en
ilginç buluntusu ise üzerinde kaptan Yorgo'nun adının kazılı olduğu
domuz başlı kolu ile Athena tanrıça biçimli ağırlığı olan kantardır.
Serginin yer aldığı salon aslında şövalyeler döneminde bir şapel olarak
kullanılıyordu. 1402-1437 arasında inşa edilmişti.
CAM BATIĞI
Marmaris yakınlarında Serçe Limanı adlı küçük körfezde kayalara
çarparak batan gemi,buluntuları nedeniyle Cam Batığı olarak tanınır. 32
metrede yatan ve 1977-1979 arasında Prof.Dr.George Bass tarafından
kazılan batık,büyük ölçüde sağlam ele geçmiştir. Geminin taşıdığı cam
külçelerinin ayıklanması sonucu İslam-Bizans devletleri arasında
serbestçe gidip gelmekte olan bir tüccarın malları ortaya
konmuştur.Hurda camlar yeniden ergitilmek üzere gemiye konulurken bir
yandan da yeni üretim camlar uğranılan limanlarda satılıyordu. Erken
İslam dönemine ilişkin ağırlıklar,bir kılıç ve süzgeçli kaplarla
birlikte gemi personelinin oynadığı dama taşlar gibi sayısız buluntu bu
batıktan gelir. Batık, buluntularının çeşitliliği aracılığıyla 11.
Yüzyıla, daha keskin bir saptama ile 1025 yılı sularına tarihlenir. Bu
sergi için ayrı bir ücret ödeniyor ve 15 kişilik guruplar halinde
salona giriliyor.
KARYA PRENSESİ ADA
Bodrum
kalesi'nin İtalyan kulesinin arkasında yer alan salonda Karya
Hekatomnos hanedanından Prenses Ada'nın mezarı ve kişisel eşyaları
sergileniyor. Bodrum'da yapılan temel kazısı sırasında bulunan mezardan
çıkan iskeletin kriminal yöntemlerle Prenses Ada'ya ilişkin olduğu
belirlenmiştir. İngiltere'de yapılan etlendirme ile yüz çizgileri
bakımından Priene'de ele geçmiş bir portre Ada başına
benzemesi,takıların Pers etkisi taşıması, antropolojik bakımdan çok
doğum yapmış, ata binen bir kişiliği yansıtması gibi özellikleriyle
iskeletin Prens Ada'ya ait olma olasığı çok güçlüdür. Bu soylu kadın 44
yaşlarında ölmüş, takıları, bir içki kabı ve altın işlemeli
giysileriyle mezara konmuştur. İ.Ö.330 sularında ölen prensesin lahit
kapağı örtülmeden içeriye giren bir farenin iskeleti Ada'nın
kemikleriyle birlikte bulunmuştur.
Lahit kapandıktan sonra üstü iri taş bloklarıyla örtülmüştür.
Karya Prensesi Ada Sergisi salonunda buluntuların ele geçişi video
filmi, soyağacı-kronoloji, dönemin toplanma salonu örneğine göre dekor
ve mobilyalar ile Priene'den British Museum'a götürülmüş Ada başının
alçı kopyası görülebilir.
Bu sergiye özel giriş ücreti ödenmektedir.
Tunç Çağı Batıkları Salonu:Kalenin doğu kesiminde,İngiliz Kulesi önünde
açılan sergi, Türkiye sularından çıkarılmış en eski batıkları
saklıyor.Bu batıklardan Şeytanderesi Batığı, Gökova körfezinde bir
yarıkta bulunmuş büyük kaplardan ve küplerden oluşuyor.Gemisine ilişkin
bilgi ele geçirilemeyen ve İ.Ö.16.Yüzyıla tarihlenen buluntular,
olasılıkla Keramos kentine adını veren bir çömlek üretim merkezinin
mallarıydılar. Salonda yer alan ikinci batık ünlü Gelindonya Burnu
Batığı,tunç levhalar.bir örs ve gemicilik-tarım araçlarıyla birlikte
suya gömülmüş gemiden geliyor.
Türkiye'de yapılmış en eski tarihli gemi kazısı olması niteliğiyle de
tanınan Gelidonya Burnu Batığı,Filistin-Kenan ülkesinden yola çıkmıştı
ve Mısır skarebelerine göre de bir tüccar gemisi. İ.Ö.13.yüzyıla
tarihlenen gemide, Myken dünyasından gelme bir kap ele geçmiştir. Bir
başka sergi de Kaş-Uluburun Batığı'na aittir. Salonda geminin birebir
kesiti ve sualtında bulunuş topografyasıyla sergilenen buluntular,
genel olarak Mısır,Kenan ülkesi ve Kıbrıs'a ilişkin ticari mallardır.
Gemi kargosu içinde bulunan fildişi,abanoz gibi ham mallar, Afrika
kökenlidir. Kıbrıs kökenli bakır külçeleri çıkarılmıştır. Kenan tipi
amphoralar içinde Arap yarımadasından getirilme damla tütsü olduğu
anlaşılmıştır. Ayrıca Mısır kraliçesi Nerfertiti'nin hurdacıya satılmış
altın mührü, fildişi menteşeli tahta kitap, gemi koruyucu Kenan
tanrıçası heykeli, Mısır kökenli mavi cam külçeleri gibi benzersiz
buluntular elegeçmiştir. Ağaç halkaları (dendrokronoloji ) yöntemiyle
gemi, İ.Ö.1316yılı sularına tarihlenmektedir. Serginin gezilebilmesi
için özel ücret ödenmektedir.