Either scripts and active content are not permitted to run or Adobe Flash Player version 11.1.0 or greater is not installed.

Get Adobe Flash Player
canlı izle
Süzgeç
ÇÖKÜŞ MÜ? ÇAY MOLASI MI?
Ahmet Karataş
01/07/2015
[email protected]

Küresel ve bölgesel tahrik ve tazyikler altında geçen 13 yıllık yorucu bir iktidar döneminden sonra, % 41 oy alarak ülkenin en güçlü siyasi omurgası olduğunu kanıtlayan bir partinin icraatlarını ulu orta eleştirmek öyle kolay olmasa gerek.

Hele, haçlı-siyonist ittifakın yayın organlarında koro halinde “ ABD ve NATO Erdoğan’ı durdurmalı” manşetleri atıldıktan sonra, AK Parti’yi milli çıkarlarımız doğrultusunda değerlendirmek siyasi etik açısından son derece önemlidir.

Küresel efendiler 9 yıl önce Tayyip Erdoğan’ı kullanamayacaklarını anlayınca onu, dolayısıyla Türkiye’yi hedef tahtasına oturttular. İçerideki uzantıları da bu koroya eşlik ettiler. Muhalefet etmenin tek argümanı olan sandığı hiçe sayarcasına, işi kişisel kin ve nefrete dönüştürdüler. Tabii bu taktik, tasarlanmış bir proje ürünüydü. Çünkü Erdoğan durdurulursa Türkiye durdurulmuş olacaktı.

O halde bölgeyi dizayn etmeye ve Türkiye’yi parçalamaya yönelik projelerin hayata geçirilmesinin önünde tek engel olarak gördükleri Erdoğan ve Ak Parti iç ve dış operasyonlarla diz çöktürülmeliydi.

Ancak bekledikleri gibi olmadı. Gezi kalkışmasında ve 17-25 Aralık’ta yürürlüğe koydukları sosyal mühendislik çalışmaları ve algı yönetimi belki de ilk defa iflas etti, Türkiye oyunu fark etti ve Erdoğan’a sahip çıktı.

Yılmadılar, bıkmadılar, kirli ittifaklarla ve tuzaklarla 7 Haziran’da kısmen de olsa başardılar. Ancak % 41  oy Ak Parti’yi durdurmaya yetmedi.

O halde %41 ‘in anlamı nedir? Çöküş sürecinin başlangıcı mı,  arınma mı? Yoksa kırk bir kere maşallah mı?  Bu oran şimdilik gerilemeyi işaret etmiyor. O nedenle bunu, oku atarken yayın gerilmesine benzetebiliriz veya çay molasına…Olası bir erken seçimde bu tespitlerimin ne anlama geldiğini hep birlikte göreceğiz.

Politik hesap ve tuzaklardan uzak,yaptığımız bu tespitten dolayı  Ak Parti’nin yanlışlarını ve eksikliklerini konuşmayacağımız anlamı çıkarılmamalıdır.

CHP’li olmasına rağmen CHP’lileri bir türlü memnun edemeyen Muğla’nın kıdemli gazetecisi Özcan Özgür köşesinde Ak Parti’yi yıllardır mercek altında tuttu. Zaman zaman milletvekillerini, Muğla’daki yönetimsel hataları, ilişkileri eleştirdi. Kısacası çıplak hakikatleri kişileri incitmeden dile getirdi. Bir başka deyişle sokağın sesini kendi üslubunca köşesine taşıdı.

Bir gazeteci olmaktan öte bir hemşehri bilinciyle yapılan bu uyarılara Muğla Ak Parti yönetimleri kulak verseydi, dikkate alıp gereğini yapsaydı, Muğla’dan üç milletvekili çıkarması işten bile değildi. En azından Muğla’da oy kaybı yaşanmazdı.

Özellikle Ak Parti’nin muhafazakar-demokrat kimliği ile ve milli idealleriyle örtüşmeyen üslup ve yöntemlerle yürütülen parti içi mücadeleler, post kavgaları parti ruhunu zedeledi. Ayyuka çıkan ve bir defa bile yalanlanmayan rant-nema ilişkileri, memleket sevdalısı, siyaseti milli bir vecibe gereği yapan ve partinin omurgasını oluşturan, kalıcı, samimi ve fedakar gerçek Ak Partililerin saf dışı bırakılmalarına, pasifize olmalarına neden oldu.

Genel Merkezin bazen sağlıklı, bazen sağlıksız, bazen de geciken müdahaleleri ise zaiyatı önlemeye yetmedi.

Sonuçta seçmen, makam-mevki hırsının ve çıkar kavgalarının “milli mefkure”nin üstüne abandığını görünce bir adım geri atmak zorunda kaldı. İşte Muğla özelinde , Türkiye genelinde gerilemenin ana nedeni içerdeki bu ve benzeri sorunlardır. Dolayısıyla parti içi çekişmelerin post kavgalarının ve partiyi çepeçevre saran çıkar gruplarının Ak Parti’ye kaybettirdiği oy en azından %3 olmuştur.

Gelelim Ak Parti’yi % 41’e gerileten diğer nedenlere. Başkanlık sistemi talebi seçim atmosferinde layıkıyla anlatılamadı. Devleti yönetmek gibi bir iddiası ve bu bağlamda projesi olmayan muhalefet bunu ülke bölünecek teraneleriyle Ak Parti’nin aleyhine çevirmeyi başardı.

Halbuki, Türk devlet geleneğine uygun yerli model bir başkanlık sistemi bir proje dahilinde anlatılabilseydi ve tartışmaya açılabilseydi fevkalade başarılı olurdu. Ancak bunu kaç kişi anlattı. Kaç kişi anladı?

Bırakın seçmeni, Ak Parti teşkilatları bile başkanlık sistemini henüz kavramamışken, bu tezin gündeme getirilmesi ve muhalefetin bunu aleyhte kullanması Ak Parti’nin oy kaybetme nedenlerinden biridir. Buradaki kayıp nerden baksanız yine en azından % 1 dir.

Buraya kadar kayıplar toplamı % 4 oldu. Yani % 45 oy. Ve alın size 4.dönem tek başına Ak Parti iktidarı.

Masaya yatırılması gereken bir diğer husus da “üç dönemlik “ uygulamasıdır. Ak Parti bu kuralda ısrar etmemiş olsaydı belki de bugün Türkiye siyaseti koalisyonlara mahkum olmayacaktı.

Milletvekilinin veya bakanın eli ayağı tutuyorsa, akli ve hıfzi melekeleri çalışıyorsa ve dahi Ak Parti’nin misyonunu taşıyabilir, vizyonuna da ayak uydurabiliyorsa hangi gerekçeyle bu siyasetçiyi oyun dışı bırakabilirsiniz? Hele kahtı rical döneminde bu kıyım değil de  nedir?

Siyasetçi bu memlekette kolay yetişmiyor. Zaten süreç içinde partiler kendi doğal seleksiyonunu yapıyor,yapmayanlar da bedel ödüyorlar. Yani verim alamıyorsanız , adı akçeli işlere karıştıysa, makamının hakkını veremediyse aday göstermezsiniz olur biter. Sonuçta bu yetki partinin üst kurulunda her zaman var.

O nedenle bu “üç dönemlik” kısıtlamasının siyasi, tarihi, bilimsel ve hatta dini hiçbir gerekçesini henüz görebilmiş değilim.

Nitekim aklıma hemen geliveren, Cemil Çiçek, Binali Yıldırım, Ali Babacan, Taner Yıldız, Hüseyin Çelik gibi tecrübeli ve kurucu unsurların 7 Haziran’da ekranlarda ve meydanlarda görünmüş olması Ak Parti’ye en az %3 fark attırmaz mıydı?

Aday tespitlerinde yapılan yanlışlıkların Türkiye genelinde neden olduğu oy kaybı ise en az % 1 dir.

Çözüm sürecine girmek istemiyorum.Doğu ve Güneydoğu seçmeni niçin HDP’ye kaydı. Bu ayrı bir analiz konusu. Ancak şunu belirteyim ki, çözüm sürecinde HDP’nin devlet tarafından tek muhatap alınması, PKK’ nın siyasal uzantısı olan ve talimatları Kandil’den alan, üstelik çözüm sürecini, bir başka deyişle “yeniden kardeşlik” projesini her fırsatta baltalayan HDP’yi Kürt seçmen gözünde meşrulaştırdı. Bu sonuç seçmeni devletin muhatap aldığına benim de oy vermemde bir beis yok, demek ki Kürtlerin doğal, meşru  ve yasal siyasi temsilcisi HDP imiş noktasına getirdi.

Dolayısıyla çözüm sürecinin uygulanması aşamasında doğan boşluklardan sızan oy oranı da minimum %3 tür.

Toplarsak, % 52. Sahi, Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde kaç oy almıştı?

O halde ikinci yarı için inziva ve istişare kaçınılmaz oldu. Umarım toparlanma uzun sürmez de, Ak Parti doğru teşhisler ve sağlıklı yöntemlerle Türkiye’yi 2023 ve 2071 hedefine taşır.

“Hak şerleri hayreyler, görelim Mevlam neyler”

Hoşçakalın.  

Yorumlar
Ad Soyad
E-Posta
Başlık
Yorum
Yazarın Diğer Yazıları
Ayhan Ongun
Serdar Karcılıoğlu
Ahmet Karataş
Deniz Poyraz
Dr. Gürol Oral
www.kenttv.net © 2000 - 2017 | Bodrum Kent Radyo Tv. A.ޞ. | Kalekonut Sosyal Tesisleri BODRUM - MUĞLA | Tel: 0252 317 30 30 (PBX)