Either scripts and active content are not permitted to run or Adobe Flash Player version 11.1.0 or greater is not installed.

Get Adobe Flash Player
canlı izle
Köşeli Yazılar
BİR ÜLKE DÜŞÜNÜN!
Ayhan Ongun
08/11/2016
[email protected]

Bir ülke düşünün, dört bir yanında çatışmalar, savaş senaryoları, küresel hesaplaşmanın tam ortasında, üstelik de yapayalnız!

Bir ülke düşünün, on yıllardır yeni, çağdaş, demokratik bir anayasa yapmayı başaramamış!

Bir ülke düşünün, neredeyse yarım asırdır süren terör olaylarında on binlerce insanını yitirmiş!

Bir ülke düşünün, siyasi partileri arasında en temel hayati sorunlarda bile diyalog, uzlaşı yok!

Bir ülke düşünün, laik olduğunu iddia ederken, diyanet işleri başkanlığına çoğu bakanlıktan daha fazla bütçe ayırabiliyor!

Bir ülke düşünün, demokrat olduğunu sanan, kendilerini ulusalcı diye tanıtan bir kısım solcuları! Darbe yapılamadığı için yas tutuyorlar!

Bir ülke düşünün, 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte darbeyi Kemalist subaylar yaptı sanan kimi modern elitleri onuncu yıl marşıyla kutlama yapıyorlar!

Bir ülke düşünün, aydınlarının birçoğu hem devrimci, hem de milliyetçi söylemlere sahip çıkabiliyorlar!

Bir ülke düşünün, ırkçılığın, kin ve nefret söylemlerinin adı milliyetçilik olsun!

Bir ülke düşünün, bir halkın kaderini belirleme adına emperyalizme karşı mücadele verdiklerini iddia edenler, emperyalist ülkelerden silah ve lojistik destek alıyorlar!

Bir ülke düşünün, ne muhalefet partileri, ne toplumsal sivil muhalefet, bu güne dair, yeni, gerçekçi, sürdürülebilir tek bir proje ortaya koyamıyor!

Bir ülke düşünün, yeni kurulan muhafazakar bir parti 14 yıldır tek başına iktidarda ve tüm seçimlerden üstelik de oylarını artırarak çıkıyor.

Dünyanın neresinde olursa olsun, böyle bir ülkenin varlığına kimseyi inandıramazsınız.

Ama ne yazık ki, ülkemiz aynen bu durumda, hatta her geçen gün geleceğe ilişkin umutlar daha da azalıyor.

Tüm dünyada uzun süre iktidarda kalan bir siyasi parti başarılı da olsa, doğal olarak yıpranır, oy kaybeder.

Buna karşın tutarlı muhalefet yapan, halkta karşılık bulan gerçekçi projeler ve doğru politikalarla toplumun karşısına çıkan partiler oylarını artırır, iktidar alternatifi olurlar.

Türkiye’nin içinde bulunduğu özel koşullar, dünyadaki ekonomik ve siyasi gelişmeler kuşkusuz ülkemizi de derinden etkiliyor.

Ancak tüm bunlara rağmen ülkemizin iç dinamiklerini harekete geçirecek, barışçıl politikalarla topluma önderlik yapabilecek bir siyasi oluşumun hayata geçirilebilmesi konusunda hala yapılacak bir şeylerin olduğuna inanıyorum.

Darbe girişimiyle ülke yönetimini ele geçirmek isteyen FETÖ ye yönelik operasyonların başarıya ulaşmasının en önemli göstergesi toplumsal meşruiyettir.

Son günlerde basına yönelik sürdürülen yasal soruşturmalar ve milletvekillerinin tutuklanması konusunda toplumun hassasiyetlerini hiçe saymak doğru olmayacağı gibi; iktidarı hem içte, hem dışta zor durumda bırakacaktır.

Kaldı ki, son dönemde sınır ötesi askeri operasyonlar nedeniyle kendini doğru anlatmakta ve tezlerini savunmakta zorlanan hükümet, kısa zamanda haklı taktiksel hamleler yapamazsa giderek daha da yalnızlaşacaktır.

Peki, gelinen bu noktada, ülkesine ve insanlarına karşı kendini sorumlu sayan, barışa ve demokrasiye inanmış, vicdan sahibi yurttaşlar olarak biz ne yapmalıyız?

Sorunun bir parçası olmaya devam mı edeceğiz, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği adına çözüm odaklı çabalara destek mi vereceğiz?

Siyasette renklerin ve ideolojilerin birbirine karıştığı, görünmeyen düşmanlar yerine görünen dostlarımızla bile kavgaya tutuştuğumuz şu günlerde; önce kendimizden başlayarak geçmişi, bugünü, yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı, olayları, olguları yeniden sorgulamamız, kendimizle hesaplaşmamız gerekiyor.

Bu süreci yaşamadan, yeni bir şeyler söylemenin, farklı görüşler savunmanın ne anlamı ne de yararı var.

Bu ülkenin ve insanlarının yaşanan bu olumsuzluklara daha fazla tahammül etmesi mümkün olmayacağı gibi, bu topluma bunları yaşatmaya da hiç kimsenin hakkı yoktur.

Ne toplumun sabrı, ne insanların sinir uçları bu kadar çok sorunu, stresi, acıyı yaşamaya yetmez.

Sonuç olarak toplumdaki bu kamplaşma, önyargılara dayalı karşıtlık, gerginlik, kin ve nefret söylemlerine dayalı siyaset tarzı; barış isteyen bir toplumun kaldırabileceği bir yük değildir.

Toplumun ve ona yön veren siyaset kurumunun en kısa zamanda normalleşmesi, barış içinde bir arada yaşayabilmenin ortam ve koşullarının oluşması gerekir.

Aksi halde çevremizde akbabalar gibi bekleşen emperyalist güçlere yem oluruz.

Yorumlar
Ad Soyad
E-Posta
Başlık
Yorum
Yazarın Diğer Yazıları
Ayhan Ongun
Serdar Karcılıoğlu
Ahmet Karataş
Deniz Poyraz
Orhan Beşiroğlu
www.kenttv.net © 2000 - 2017 | Bodrum Kent Radyo Tv. A.ޞ. | Kalekonut Sosyal Tesisleri BODRUM - MUĞLA | Tel: 0252 317 30 30 (PBX)