Either scripts and active content are not permitted to run or Adobe Flash Player version 11.1.0 or greater is not installed.

Get Adobe Flash Player
canlı izle
Köşeli Yazılar
YALNIZCA ADALET YETERLİ MİDİR?
Ayhan Ongun
27/06/2017

Adalet anlayışı, çeşitli dünya görüşlerine göre değiştiği için, hakkındaki tarifler de çok değişiktir.

Hukukta eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan herkesin aynı muameleye tabi tutulması manasındadır. Sosyal bakımdan, hele iktisadi yönden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem imkânsızdır. Çünkü adalet kavramı ile bağdaştırılamaz. Çalışmak ve kazanmak imkânını herkese aynı şekilde vermek ve mevcudu kelle hesabıyla paylaştırmak değildir. Herkesin çalışmasının karşılığını görmesi hakkını elde edebilmesidir.

Sosyal adalet: Herkesin çalışması, bilgi ve kabiliyeti, gördüğü işi nispetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi. Sosyal adalet, en küçük bir iş görene de, hayat hakkı tanımaktır. Çalışan herkesin asgari bir geçim şartına erişmesi, sosyal adaletin ilk şartıdır. Sosyal adaleti gerçekleştirmeye çalışan devlete “Sosyal devlet” denir.

Konuyu biraz daha açacak olursak, tek başına Adalet arayışı pek anlamlı olmuyor. 

Örneğin İslami kesim için, yönetene biat etmek, onun tüm uygulamalarını hiç itiraz etmeden kabullenmek adalet anlayışının bir tezahürüdür. Çünkü yönetenler bizim kaderimizdir, onların icraatlarını sorgulamak caiz değildir!.

Şimdi bizim aradığımız, istediğimiz Adalet, böyle bir adalet midir?

Yoksa “Toplumun değişik kesimlerinde hayat standardı, gelir düzeyi gibi birtakım ölçülerin fırsat eşitliği çerçevesinde dikkate alınmasıyla sosyal alanda sağlanan denge durumu” şeklinde yorumlayacağımız bir sosyal adalet anlayışı mıdır?

Bir toplumda ekonomik bakımdan zayıf durumdaki sınıfları, özellikle işçileri daha güçlü sınıflar ve işverenler karşısında korumak, sınıflar arasındaki gelir dengesizliklerini giderici yönde önlemler almak şeklindeki faaliyetlere verilen genel tanım olarak, sosyal adaleti aramak en doğrusu değil midir?

CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet yürüyüşü, geç kalınmış olmasına karşın, kamuoyu oluşturmak ve geleceğe yönelik umut aşılamak açısından bakıldığında çok önemli ve anlamlı bir eylemdir.

Daha önceki yazımda dikkat çekmeye çalıştığım soru şimdi daha bir anlamlı hale geldi.

“Bu yolun sonu nereye çıkar?”

“İstanbul’a, Maltepe cezaevi önüne kadar yürüdük, yürüyemez diyenler utansın! Bakın dimdik ayaktayım, Adalet İstiyoruz!” deyip, dağılacaksa eğer; bu yürüyüş, Kemal Kılıçdaroğlu için yaşamı boyunca yaptığı en iyi iş ve bir de torunlarına bırakacağı çok güzel, gururlanacakları bir anı olarak kalmaya mahkûmdur.

Bu yolu sonu Enis Berberoğlu’nun özgürlüğüne kavuşması için yürünen bir yol olmaktan öte anlamlar taşımalıdır.

Kuşkusuz Berberoğlu ve diğer tüm tutukluların adil yargılanmalarının sağlanması, savunma haklarının sonuna kadar kullanılması hepimizin uğrunda mücadele etmesi gereken bir durumdur.

Ancak, olayı salt bir CHP milletvekilinin serbest bırakılmasına indirgeyecek olursak, aylardır tutuklu bulunan HDP Eşbaşkanı ve milletvekillerine, seçilmiş belediye başkanlarına haksızlık etmiş olmaz mıyız?

Hiçbir gerekçe gösterilmeden mesleklerinden atılan ve bugün cezaevinde ölümün eşiğine gelmiş Nuriye ve Semih’e ayıp olmaz mı?

OHAL kararları sorgulanacak ve haksızlığa uğramış mağdurlar için adalet aranacaksa, öncelikle “sosyal devlet”  ve “sosyal adalet” kavramlarının peşinde gitmeliyiz.

Çünkü Adalet hepimiz için gerekli ve gerçek anlamda hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesi, adaletin eşit olarak tüm yurttaşlar için uygulanabilmesi ancak, sosyal bir hukuk devletinde mümkün olabilir.

O zaman; bu ülkede sosyal adaletin sağlanabilmesi için verilecek mücadele tek başına ana muhalefet partisinin görevi ve sorumluluğunda değildir.
Kılıçdaroğlu, bu yürüyüşle bir çoban ateşi yakmış, kitleleri yeniden heyecanlandıracak bir eylem başlatmıştır.

“Haydi, yürüyüş bitti, herkes evine” denecekse, toplumda yeni bir hayal kırıklığı, yine umutsuzluk ve en fenası yeniden bir teslimiyet söz konusu olacaktır.
CHP yönetiminin başından beri ısrarla vurguladığı,”şiddete yönelmeyen, başkalarının haklarına zarar vermeyen, toplumu yeniden kutuplaştırmayan, germeyen yaratıcı yöntemlerle bir iktidar yürüyüşü” hedefine yönelik bir önderliğe ihtiyaç vardır.

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı bu Adalet Yürüyüşü sonrasında oluşacak kapsamlı bir toplumsal muhalefetin desteğiyle; öncelikle seçim ve siyasi partiler yasalarını da içeren yeni bir sivil anayasa çalışması başlatılmalıdır.

Oluşan bu toplumsal sinerjiyi, iktidar odaklı güçlü bir enerjiye dönüştürecek dinamiklerin harekete geçirilmesi için çaba gösterilmelidir.

Demokrasiye inanan herkes bilmelidir ki, halkı yanına almayan, toplumun tüm kesimlerine hitap etmeyen ve tüm sosyal katmanların hak ve çıkarlarını gözetmeyen hiçbir hareket başarıya ulaşamaz.

 

Yorumlar
Ad Soyad
E-Posta
Ba?lyk
Yorum
Yazaryn Di?er Yazylary
Ayhan Ongun
Serdar Karcılıoğlu
Ahmet Karataş
Deniz Poyraz
Orhan Beşiroğlu
www.kenttv.net © 2000 - 2017 | Bodrum Kent Radyo Tv. A.ޞ. | Kalekonut Sosyal Tesisleri BODRUM - MUĞLA | Tel: 0252 317 30 30 (PBX)