19°
Hava Durumu
Hissedilen : 19.1°
Gorus Mesafesi : 10.0 Km
Basinc : 1014 hPa
Ruzgar : 4.0 Km/S - Dogu
Nem : 75%
canlı izle
Köşeli Yazılar
DARBEYE DARBE DİYEBİLMEK!
Ayhan Ongun
19/07/2017

Üzerinden bir yıl geçmesine karşın 15 Temmuz darbesiyle ilgili tartışmalar daha da artarak devam ediyor.

Bütün siyasi önyargıları bir kenara koyup, saf aklımızla bir değerlendirme yapmaya kalksak, bu hain toplu kırımın adını nasıl koymamız gerekir?

Henüz aydınlanmayan kimi karanlık yönleri olsa da, 250 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği, binlerce insanın yaralandığı bu alçak saldırı bir FETÖ darbesidir.

Buna kimileri askeri darbe diyerek TSK'yı yıpratmaya çalışsalar da, emir komuta zinciriyle doğrudan ordunun gerçekleştirdiği bir darbe diyemeyiz.

Bu kahpe saldırı, yaklaşık 40 yıldır devlet içerisinde yuvalanmış, siyasi partileri kuşatmış, askeri ve sivil bürokrasiyi ele geçirmiş bir örgütün, devlet yönetimini ele geçirmeye yönelik bir darbe girişimidir.

Eğer başarılı olsalardı, neler olurdu? sorusunu sormak bile istemiyorum.

Uzun zamandır böyle bir darbe için hazırlık yapan  bu örgüt, sistemli ve sinsi bir çalışmayla siyasi partilerden her dönemde destek almış, bir anlamda Fettullah Gülen başta olmak üzere yöneticilerinin etrafında bir koruma kalkanı oluşturmuş, devlet ve millet için önemli bir tehlike haline gelmişti.

Bu tehlikenin bütünüyle ortadan kalktığını söyleyebilmenin mümkün olmadığını en yetkili ağızlardan da duyuyoruz.

Darbenin tarihi, saati, yapılış ve uygulama yöntemiyle ilgili bir dolu iddialar ortaya atılsa da darbecilerin istediği ya da planladığı gibi  gitmediği de bir gerçek.

Ordu içerisinde kimi yüksek rütbelilerin son anda saf değiştirdikleri veya tavırsız kaldıklarına yönelik bir dolu iddialar var.

Aynı keza darbe başlangıcında gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgili ve iletişimde kimi zaafların yaşandığı da çok konuşulan konulardan bazılarıdır.

Bilinen adıyla Hoca Efendinin belli dönemlerde kimler tarafından, hangi amaçla korunduğu sorularının yanında Fettullah Gülen’in ABD'ye götürülmesiyle, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesinin aynı zamanlara denk gelmesi de kafadaki soru işaretlerini daha çok artırıyor.

FETÖ’nün Türkiye de örgütlenmesinde yabancı servislerin ve özellikle de ABD nin rolünü artık kimse inkar edecek durumda değil.

Emperyalist güçlerin Türkiye gibi gelişmeye açık ülkeler için uygulamaya sokmak için beklettiği bir dolu sinsi planları her zaman vardır.

Bu tespitlerden sonra asıl konuya gelecek olursak;

Yapılan bir eylemin ardından en çok merak edilen konu, o eylemden kimin kazançlı çıktığıdır.

Bu darbenin hemen ardından da bu soru etrafında polemikler yoğunlaştı.

Kuşkusuz referandum sonuçlarına göre muhalefet karşısında biraz gerilemiş olan AK parti iktidarının bu darbenin önlenmesiyle birlikte yeniden kendisini toparlamaya başladığı bir gerçek olsa da, her zaman sonuçların nedenlerin kaynağı olduğunu söylemek abesle iştigal olur. 

Hiç kimsenin de “bu darbe iktidara yaradı, o zaman bu darbeyi onlar yapmıştır, ya da onların kontrolünde gerçekleşmiştir” demeye hakkı yoktur.

Bu durum, her şeyden önce 250 şehidimize karşı saygısızlık, vicdansızlıktır.

Ancak, henüz birçok karanlık noktanın aydınlanmadığı darbe girişimiyle ilgili görüşlerini, kaygı ve kuşkularını dile getiren herkesi de neredeyse vatan haini ilan etmek, darbecilerle ilişkilendirmek de kimsenin haddi olmasa gerek.

Bu yüzdendir ki; siyasilerin toplumun çok duyarlı olduğu bu konularda en az onlar kadar duyarlı davranıp, söylem ve tavırlarına dikkat etmeleri gerekiyor.

Yeterince kutuplaşmış, kamplara bölünmüş halkımızın yeniden birbirlerine düşmanca yaklaşmalarına neden olacak davranışlardan uzak durmasını beklediğimiz siyasilerin, aksine barış dilini öne çıkarmalarında sayısız yararlar vardır.

Darbe girişimi yapan bu tehlikeli örgütün tüm devlet kadrolarından ayıklanmasını istemek, ülkemizde yeniden darbelerin yaşanmayacağı bir siyasi ve sosyal iklimin oluşturulması için mücadele etmek ve bunun için gerekli yasal girişimlerde bulunmak hükümetin hakkı ve görevidir elbet.

Ancak bunları yaparken adil davranabilmek, yargının bağımsız karar almasına imkan hazırlamak, yargılamaların daha hızlı olmasını sağlamak ve yeni mağdurlar yaratılmaması için gerekli tedbirleri almak da iktidarın görevidir.

İşte ancak o zaman, vatandaşların adalete ve yargıya, dolayısıyla yönetenlere güveni artacak, işte o zaman ancak, ülkemizde insanlar kendilerini güvende ve özgür hissedecek.

Geciken adaletin kamu vicdanında yaratacağı ağır yaralar olmaması, ilerde telafisi mümkün olmayacak mağduriyetlerin yaşanmaması için iktidarın daha kucaklayıcı, daha barışçıl ve hoşgörülü olması gerekir.

Muhalefetin de tüm eleştiri hakları saklı kalmak kaydıyla; amasız, fakatsız, önyargısız darbeye, darbe deme kararlığını göstermesi gerekir.

 

Yorumlar
Ad Soyad
E-Posta
Ba?lyk
Yorum
Yazaryn Di?er Yazylary
Ayhan Ongun
Serdar Karcılıoğlu
Ahmet Karataş
Deniz Poyraz
Orhan Beşiroğlu
www.kenttv.net © 2000 - 2017 | Bodrum Kent Radyo Tv. A.ޞ. | Kalekonut Sosyal Tesisleri BODRUM - MUĞLA | Tel: 0252 317 30 30 (PBX)