Either scripts and active content are not permitted to run or Adobe Flash Player version 11.1.0 or greater is not installed.

Get Adobe Flash Player
canlı izle
Süzgeç
YÜREĞİNİZ YETİYORSA BUYRUN!
Ahmet Karataş
06/08/2015

7 Haziran’dan sonraki bir yazımda yaptığım seçim analizinde, çözüm sürecinin veya Kürt açılımının ( ki ben buna, “ikinci bin yılda yeniden kardeşleşme ve helalleşme “ akdi diyorum) niyet ve amaç açısından doğruluğunun ve gerekliliğinin altını çizerken sürece dair stratejik hatalardan da bahsetmiştim.

Şöyle ki, devlet barış süreci görüşmelerini İmralı-Kandil-HDP üçgeniyle sınırlı tuttu. Elbette akil adamlar gibi iyi niyetli çabalar yadsınamaz ama siyaset bilimi ve sosyolojik açıdan devlet belki de farkında olmadan veya teammüden (onu demokratik sahaya çekmek için de olabilir) tek muhatap olarak  HDP’yi gördü. Bölgenin diğer ekonomik, sosyolojik, siyasi ve dini aktörlerini sürece dahil etmedi. Dolayısıyla tek muhatap olarak alınan Kandil güdümlü HDP oyun bozanlık yapınca süreç şimdilik çöktü.

Çözüm süreci, yüz yıllık asimilasyon projesinden, bir başka deyişle yok sayma sürecinden, yani ceberut ve etnik temelli devlet anlayışından sonra yeni Türkiye döneminde ancak bir anlam ifade edebildi.

Nitekim 35 yıl önce terör örgütü için istismar konusu olabilecek, faili meçhuller dahil, tüm engeller birer birer ortadan kaldırıldı.

Ak Parti iktidarı 13 yıl içinde kademe kademe açılımın alt yapısını hazırlarken, 80 yıllık ihmali dikkate alarak, pozitif ayrımcılık yaptı ve kısa sürede doğu ile batı arasında sosyal ve ekonomik dengeyi sağladı.

Duble yollar, havaalanları modern hastaneler, üniversiteler, barajlar, tarımsal destekler, alt yapı yatırımları terörist engellemelere rağmen tüm hızıyla devam etti. Millet kendine geldi, barışın kokusunu aldı, böylece bölgemiz yerli ve yabancı turist akınına uğradı. Ekonomi ve refah seviyesi yükselmeye  başladı.

Faili meçhuller tarihe karıştı, Kürtçe konuşmak, müzik yapmak meziyet haline geldi. Devlet bizzat Kürtçe TV kanalı açtı. Bu arada olan Ahmet Kaya’ya oldu. Şu garip tecelliye bakın ki, Kürtçe şarkı söyledi diye rahmetliye dünyayı zindan eden, vatanından koparan malum çevreler 7 Haziran’da Demirtaş’a övgüler düzmekte birbirleriyle yarıştı. Şimdi bu bir proje değil de ne olabilir?

Yapılanlar, devletin şimdiye kadar yaptığı yanlışlardan dönmesi ve terör gerekçelerini ortadan kaldırması açısından önemli, bir o kadar da riskli açılımlardı. Nitekim Tayyip Erdoğan, hayatıma da malolsa Kürt meselesini kendi içimizde bitireceğiz derken başına gelecekleri de pekala biliyordu. Ateşle oynadığının, birilerinin planlarını alt edeceğinin farkındaydı.

Hani beklenmedik zamanda ve şekilde demiştim ya aynen öyle oldu. Türkiye’nin iç huzura kavuşacak olmasından birileri rahatsız oldu. Terör belasını Türkiye üzerinde terbiye sopası gibi kullanmaya alışık malum güçler bu işe şaşırdı.

Efendileri öyle buyurduğu için terör örgütü PKK ve HDP çözüm sürecine hiçbir zaman dört elle sarılmadılar. Bilakis, otu çöpü bahane ederek hem gerilimden beslenmeye devam ettiler, hem de barış ortamını fırsat bilerek, halk üzerindeki baskı ve etkinliklerini artırdılar. Yani bir bakıma, süreci ve devletin iyi niyetini istismar ettiler. 

“Çatışmasızlık” dedikleri çözüm süreci boyunca terör örgütü güvenlik güçlerinin sabrını zorladı, sayısız eylemlere imza attı ama devlet yeter ki kan akmasın, analar ağlamasın diye yapılanların tamamını sineye çekti.

İş makinelerini, tırları ateşe vermek, yollara hendekler kazmak, sözde mahkemeler  kurmak, adam kaçırmak ve yargılamak, vergi adı altında haraç toplamak, yol kesmek, kimlik kontrolü yapmak, maskeli, molotoflu sokak nümayişleriyle toplumsal huzuru bozmak, sırf Ak Partili diye muhtarı ağaca bağlayıp kurşuna dizmek, baskı ve şantajla seçime şaibe bulaştırmak, sandık başında terör estirmek…. daha neler neler. Yani kamu otoritesini hiçe saymak ve devleti yok saymak için gereken neyse yapıldı.

Son olarak da Diyarbakır’da, Demirtaş’ın sokağa dökülün talimatıyla 53 Kürt kardeşimiz hunharca katledildi. Peki bu vatandaşlarımızın KCK ve HDP açısından farkları veya suçları neydi? HDP’nin Marksist, Leninst ideolojik öğretilerine ve etnik milliyetçilik dayatmalarına boyun eğmemeleriydi. Yani, birincisi KCK’lı veya PKK’lı olmamaları, ikincisi de dindar olmalarıydı.

Görüyor musunuz ideolojik sapkınlık ve etnik azgınlık insana neler yaptırıyor?

Tüm bunlara rağmen devlet sabretti, sineye çekti, tetiğe basmadı, çözüm sürecine zarar vermemek için elinden geleni yaptı.

Niyeti barışmak olan, amacı başta Kürtler olmak üzere bölgeye ve ülkesine hizmet etmek olan bir örgüt yukarıdaki eylemleri yapar mı? Şayet hain değilse, ipi ve yuları başkasının elinde değilse, bilakis çözüme destek verir, elbirliği ile sorunları çözmeye gayret eder, gelecek yatırımların ve hizmetin önünü açar değil mi?

Peki bunlar ne yaptı?

Tesadüfe bakın ki (!) , Başbakan Davutoğlu’nun HDP heyetiyle görüştüğü tarih ve saatte , yani 15 Temmuz’da KCK halk savaşını başlatma talimatını verdi.

Ayrıca, dikkatinizi çekerim 19 Temmuz’da da, Suruç katliamından bir gün önce Cemil Bayık, Kandil’den “ silahlanın ve halk savaşına hazır olun” emrini verdi.

Şimdi soruyorum çatışmasızlığı kim bozdu? Kimi uykudayken, kimi eşi ve çocuklarının yanında , kimi maaşını çekerken, kimi kaza ihbarına giderken güvenlik güçlerimiz kalleşçe şehit edilirken devletimiz seyirci mi kalacaktı? Ve ya nereye kadar göz yumacaktı?

Herşey yolundayken, huzur ortamı sağlanmışken , durduk yerde bu eylemler niçin başladı? Kim başlattı? Üstelik HDP şayet Meclisce yasal meşru zeminde siyaset yapmaya geldiyse bu olanları niye şiddetle kınamıyor, KCK ve Kandil’le niye bağını koparmıyor?

Ne isteniyorsa buyrun tartışalım, konuşalım, uzlaşalım. Hem toplum nezdinde, hem de TBMM’de gereken neyse daha da yapılsın. Ama silahla asla olmaz.

Haa amaç üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse, o zaman başka.

HDP’ye oy verenler onun meclise girmesi, silahlı terör gruplarıyla ilişiğini kesmesi ve demokratik mücadele yapmasını istedi. Yüzde 13’ün anlamı budur.

HDP tam tersini yaptı, sırtını Kandil’e PYD’ye ,sokağa, eylemlere dayamakta beis görmedi bunu da açıkça deklare etti.

Yok şayet yanılıyorsam, buyursunlar, terörün her türlüsüne başta PKK olmak üzere tüm terör örgütlerini kınasın, silah bırakmasını Türkiye topraklarını terk etmesini sağlasın. Kısacası Kandil’le bağını koparsın, süreç de kaldığı yerden devam etsin.

Böylece ikinci bin yılın kardeşlik sözleşmesi ebediyen yenilenmiş olur. Ülkemize huzur ve refah gelir. On yılda dünyanın en güçlü ilk on ülkelerinden biri oluruz.

Yüreğiniz yetiyorsa buyurun! 

Ancak işgal kuvvetleri, emperyalistler, içerideki işbirlikçileri HDP,KCK, PKK…istemeseler de bu millet yeniden barış destanını yazacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın.

Göreceksiniz, hem de en kısa zamanda.

Yorumlar
Ad Soyad
E-Posta
Ba?lyk
Yorum
Yazaryn Di?er Yazylary
Ayhan Ongun
Serdar Karcılıoğlu
Ahmet Karataş
Deniz Poyraz
Orhan Beşiroğlu
www.kenttv.net © 2000 - 2017 | Bodrum Kent Radyo Tv. A.ޞ. | Kalekonut Sosyal Tesisleri BODRUM - MUĞLA | Tel: 0252 317 30 30 (PBX)