Either scripts and active content are not permitted to run or Adobe Flash Player version 11.1.0 or greater is not installed.

Get Adobe Flash Player
canlı izle
Süzgeç
YARIM KALAN HESAP ÜZERİNE…
Ahmet Karataş
16/07/2015
[email protected]

Artık herkes şunu kabul etmeli ki, Irak’ta ve Suriye’de sınırlar yeniden çiziliyor. Ne yazık ki, şimdilik kaydıyla bu sürecin dönüşü olmayacak. Küresel baronların hesap edemediği, Türkiye’nin yerli ve millici reflekslerinden beslenen direnci projeyi biraz geciktirdi hepsi o kadar.

Sadece kendi ulusal güvenliği ve bölgenin istikrarı için Türkiye’nin izlediği Ortadoğu politikası oyun kurucuları o kadar ürkütmüş olmalı ki, Türkiye‘yi köşeye sıkıştıracak tüm kartları masaya sürmeye başladılar. İçerideki bazı zavallılar da bu hapı Ak Parti, Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu eksenli bir siyasi mücadele ambalajında yuttular.

Yalta’dan sonraki en kapsamlı bir paylaşım operasyonundan bahsediyorum. İşin kötüsü bu sefer ABD-Sovyetler detandı (dengesi)  yok.

90’lardan itibaren devam eden tek kutuplu neo-emperyal Avro-ABD hâkimiyeti nihayet çoklu bir blokla karşılaşmaya başladı.

Özellikle 2010’dan sonra başat rol kapmaya namzet, ileride Türkiye’yi de içine alacak olan Rusya, Çin eksenli Ön Asya ve Pasifik yani çoklu ASYA detantı önümüzdeki günlerde ağırlığını daha çok hissettirecek. Bu grubun senkronize olması belki on sene alacak olsa da, ABD artık eskisi kadar rahat hareket edemeyeceğinin farkında olmalı ki, attığı her adımda panik-atak izlerini görmek mümkün. İşte son günlerde PKK kartını yeniden devreye sokması, PYD ile olan ilişkiler, Erdoğan’ın Çin ziyareti öncesi Tayland maşasıyla Uygur Türklerinin Çin’e iadesinin sağlanması sadece birkaç örnek.

Anlaşılan o ki, Osmanlı’nın kültür ve medeniyet coğrafyası üzerinde yarım kalan hesabını görmek üzere Batı’nın acelesi var.

Tek farkla bu sefer operasyon veya işgal düzenli ordularla değil, çoğu zaman dini figürlü taşeron terör örgütler aracılığı ile yapılıyor. DEAŞ’a katılan yabancı savaşçılar ve komutanlar, PYD içindeki üst düzey ABD askerleri emekli İsrail subayları zaten bu tezi fazlasıyla doğruluyor.

Davutoğlu mimarlığında hayata geçirilen dinamik ve vizyoner dış politika anlayışı güçlü ve istikrarlı ekonomik yapısı sayesinde Türkiye bugün itibariyle emrivakilere boyun eğmediği için köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor.

Çünkü dış politikamız ulus-devlet kapsamını aşan bir çizgiye doğru evrilmeye başladı. Yani Türkiye yeni paradigmasını kendi belirledi.

Yeni Türkiye’nin bu duruşu; reel sınırları dışında, bir başka ifadeyle kültür coğrafyamızda biz olmadan ve bizim rızamız olmadan, daha doğrusu bizim güvenliğimiz garantiye alınmadan bölgede demografik ve sınır ameliyatlarına asla müsaade etmem anlamı taşıyordu.

ABD ve Batı bu gerçeği fark ettiği anda, Ak Parti’nin ve Tayyip Erdoğan’ın ipini çekti ama beceremedi. Özellikle son yıllarda Türkiye’nin başına örülmek istenen çorabın nedeni ve hülasası budur.

Çünkü artık yeni Türkiye biliyor ki, ülkemizin ve İslam dünyasının yaşam şifreleri Ortadoğu’da gizli. Orada söz sahibi değilseniz, biliniz ki sonumuz yakındır. Yani, bölgeyle olan kültürel, siyasi, coğrafi, ekonomik ve duygusal bağlarımızı koparırsak Anadolu bize vatan olmaktan çıkar, ya zindan olur, ya da mezar…

Bu gerçeği, milliyetçilik, halkçılık ve tarih-perestlik sermayesi üzerinden siyaset devşirip hayat bulan zavallılar bile anlayamadılar ama halk anladı. Bütün bu olan bitenden sonra hala Gezi kalkışmasının, 17-25 Aralık ve 6-7 Eylül operasyonlarının sırrını çözemedilerse gözlerine çomak sokacak halimiz yok.

Ancak şu bilinmeli ki, şayet Türkiye’nin güçlü bir ekonomik yapısı ve Tayyip Erdoğan gibi karizmatik, kararlı ve iradeli bir lideri olmasaydı Türkiye çoktan Mısır veya Ukrayna olmuştu, bu böyle biline.

Eğer Türkiye’nin hızını ve ardından da biletini kesebilselerdi bölgemizde etnik ve mezhep temelli mikro uydu devletçiklerin renkli haritaları coğrafya kitaplarında çoktan yerini almıştı bile.

Peki bu pis ve karanlık oyunlara ve dâhili ihanetlere dur diyecek bölgede başka bir ülke ve Erdoğan’dan başka bir lider yok mu?

Şayet içinizden bir ses yok diyorsa işimiz daha kolaylaşır. Çünkü o zaman emperyalist tuzakları birlikte bertaraf edebiliriz.

Şimdi dikkatinizi toplayın ve 7 Haziran’a geri dönün. Üst aklın talimatıyla HDP’nin barajı aşması için Kandil’den icazetli emir eri Demirtaş’ın sempatikleştirilmesi ihalesini kimler üstlenmişti?  Beyaz Türkler, Aydın Doğan grubu, paralel medya ve uzantıları değil mi?

Sonuçta Kürt seçmenin önemli bir bölümü Ak Parti’den HDP’ye nasıl ve niçin kaydırıldı? Üstelik bunca hizmete, yatırıma, hepsinden önemlisi demokratikleşme, yeniden kardeşleşme projelerine rağmen…

Dahası var. Kürt vatandaşlarımızın büyük ekseriyeti dindardır, Allah inancı tamdır, Peygamberine toz kondurmaz. Peki burada bir çelişki yok mu?  Marksist-Leninist, Sosyalist ideolojiden beslenen seküler-laikçi HDP’ye bir dindar nasıl oluyor da oy verebiliyor?

PKK’yı kuran ve Türkiye’nin üstüne salan üst akıl onun da çaresini buldu. Etnik ayrımcılık konusunda başarıya ulaşan örgütün önündeki en büyük engel; bizi bir tutan kardeş kılan en etkin tutkal İslam’dı. Kandil’de Peygamberle alay ettiler olmadı, Zerdüştlük tezini ileri sürdüler olmadı, Kürtleri dinden bir türlü koparamadılar.

Son yıllarda sinsi bir proje devreye sokuldu. Dindar görünmeye, dine ve dini kavramlara ters düşmemeye, dindarları ve din adamlarını elde etmeye azami gayret gösterdiler. İçlerine sindiremeseler de HDP bu paradigma değişikliğini başardı ve meyvesini aldı. Pardon HDP değil, üst akıl aldı.

Böylece 30 yıllık örgütçülük birikimi, özellikle kırsaldaki tehdit, baskı ve şantaj yöntemleri ve sandık hileleri dinle zoraki barıştırılan HDP’nin işini biraz daha kolaylaştırılmış oldu.

7 Haziran başarısından cesaret alan aynı üst akıl,  Kuzey Suriye’de istediği gibi at oynatamayacağını anlayınca, terör eylemleri için tekrar düğmeye bastı. 

Kandil’den (pardon, ABD-Siyonist-Batı ittifakında) talimat alarak ülkenin tekrar kana bulanmasına çanak tutmaya başlayan HDP’ye oy veren Beyaz Türklerin, sosyalistlerin jetonu umarım şimdi düşer.

Özellikle vatanına bağlı, ülkenin bütünlüğünden, devletin birliğinden asla taviz vermeyecek olan HDP’ye oy veren dindar Kürtler de ergeç hangi projenin gereği olarak yönlendirildiklerini anlayacaklardır.

İyi düşünelim, bu dönemde alacağımız tavır, gelecek yüz yılımızı ya ihya edecek ya da mahvedecek. Bölgenin geleceği, Türkiye’nin elinde. Milletçe biz sağlam durursak insanlık kazanacak.

Hoşçakalın.

                                                                                     

TEBRİK: Mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik eder, Yüce Allah’tan hayırlara vesile olmasını  dilerim. 

Yorumlar
Ad Soyad
E-Posta
Başlık
Yorum
Yazarın Diğer Yazıları
Ayhan Ongun
Serdar Karcılıoğlu
Ahmet Karataş
Deniz Poyraz
Dr. Gürol Oral
www.kenttv.net © 2000 - 2017 | Bodrum Kent Radyo Tv. A.ޞ. | Kalekonut Sosyal Tesisleri BODRUM - MUĞLA | Tel: 0252 317 30 30 (PBX)